slice of sun

Çoğu şeyin değerini, ona sahip olduğumuz anda anlayamıyoruz. Bu durumun da bilincindeyiz fakat her zaman böyle gideceğini biliyoruz. İşte belki de tek üzüldüğüm nokta bu. Geçmişe ağlarken, elimizdekini kaçırıyoruz. En azından ben kaçırıyorum.
İstanbul'da odama, güneş, sadece on dakikalık bir süre için uğruyor. Evin başka bir yerine ulaşıp ulaşamadığından emin değilim. Bu süreçte deli gibi sevinip bir o kadar hüzünleniyorum. İnsanlar deniz manzarasına sevinirken ben, odama güneş girdiği için mutlu oluyorum. Üstelik o insanlardan iki kat fazla kira veriyorum belki de. Neden? Çünkü İstanbul'dayım. 
Güneşi aman aman seven bir insan değilim. Hatta yaz mevsimini hiç sevmiyorum. Fethiye'de, sabahın 7'sinde, güneş var gücüyle odama dolduğu için sinir olur, uyanmamak için sırtımı pencereye dönerdim. Şimdi bunun değerini daha iyi anlıyorum. Artık odamın delicesine aydınlanması mutlu ediyor beni, çünkü ona sahip değilim. 
Güneşi sevmiyorum, yazı sevmiyorum, ayaklarımın kumlu olmasını sevmiyorum ama şu anda denizden çıkıp şezlonga uzandıktan sonra, gözlerimi kapatıp güneşi hissetmek istiyorum.
Neden hep böyle? Sürekli bunları düşünmekten, sürekli geçmişe takılmaktan, olabildiğince geriye gitme arzumdan sıkıldım. 
Şimdi yatağıma uzanıp güneşin yüzüme vurup vurmayacağını deneyeceğim. Bir nebze de olsa geçmişe dönerim belki.

Belki siz de bunu dinlersiniz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2016 biterken...

Gece... Dört harf, birkaç insan, görünenin ardındaki düşünceler... Yalnızlık... Herkes.

yalnızlığı seçen adamın düşüşü/kedisi