yalnızlığı seçen adamın düşüşü/kedisi
Yaylılar eşliğinde, kurumuş yaprakların arasından sonunu göremediği boşluğa ilk adımını atmak üzereydi. Aslında yapmak istediği bir eylem değildi bu. Sadece kulağına fısıldanan şeyi sorgulamıyordu ve son notayı duyduğunu anladığı anda bıraktı kendini boşluğa. Düşerken Barber'in Adagio'su hala kulaklarındaydı ve bunun daha ne kadar devam edeceğini düşündü. Bir sonu var mıydı bu düşüşün, yoksa hiç bitmeyecek olan bir eylem miydi? İyi ama, aç, susuz ne kadar dayanabilirdi ki? -okuduğu romanlarda, izlediği filmlerde aklına ilk bu gelirdi zaten, ne kadar dayanacak?- Belki de zirveden düşmek düşünmek için idealdi, belki bundan sonra fiziksel ihtiyaçları hiç olmayacaktı. Buna biraz sevindi aslında, ne de olsa daha önemli şeyleri düşünmeliydi, hayatı sorgulamalıydı. Peki, hangi hayatı? Geride bıraktığını mı, yoksa bu bembeyaz boşluğu mu? Hem şimdiden gözleri kamaşmaya başlamıştı. Anladı ki, bu düşüş fazla uzun sürmeyecekti.
Gözlerini açtığı zaman pencereyi açık unuttuğunu fark etti, yüzüne sokak lambasının keskin ışığı vuruyordu. Biraz ileride, minderin üstündeki kedisi, adamın yattığı yerden güçlükle seçiliyordu. Kalkıp pencereyi kapattı, kediyi de yanına aldı ve bu kez farklı bir dünyaya gözlerini yumdu.
Gözlerini açtığı zaman pencereyi açık unuttuğunu fark etti, yüzüne sokak lambasının keskin ışığı vuruyordu. Biraz ileride, minderin üstündeki kedisi, adamın yattığı yerden güçlükle seçiliyordu. Kalkıp pencereyi kapattı, kediyi de yanına aldı ve bu kez farklı bir dünyaya gözlerini yumdu.

Yorumlar
Yorum Gönder