Olmak İstediğimi Bilmediğim Yer

Kendini ait olmadığın bir yere hissetmek kadar saçma bir duygu yok, inanın bana. İsterseniz inanmayın ama yalan söylemiyorum. Kişiselliğin yalanı mı olur zaten, o da cabası. Her neyse, bir sahil kasabasında büyüdüm ben, öyle kafanızda hayal ettiğiniz gibi denizden her gün ağlarını çıkaran balıkçılar ya da karşısında deniz manzarası olan bir kafede kitabını okurken "sade kahvemi içmeden güne başlamam" insanları da azımsanacak seviyede zaten. Gerçi şikayetçi değilim bu durumdan. Yazı Avrupa, kışı Türkiye olan bir yer burası. O yüzden sonbaharı seviyorum, arada kalmışlık... Her konuda kararsızım zaten, evet evet, kesinlikle öyleyim. "Nereye gidelim?" sorusuna kendimi bildim bileli "fark etmez" cevabını veririm. Ama nasıl fark etmez ki! Bal gibi de eder. Nasıl geldim yine buraya?
Şu anda İstanbul'da yaşıyorum, modern insanın bol olduğu yerde, hani sıkıntısı bitmeyen ama incir çekirdeğini doldurmayan şeylere hayıflananlar var ya, bilmişsinizdir şimdi. Seviyorum da aslında, tanıdığım insanlardan çok tanımadıklarım daha ilginç geliyor bana, kafamda yaratabildiğim bir yere koyuyorum çünkü onları. Bir daha görmeyeceğim ne de olsa hiçbirini. Kırmızı tramvaylı şehirde bolca tanımadığım insan var istediğimi yaptırabildiğim. Gelgelelim tramvay ezip geçiyor beni burada, ait olduğum yer değil anlaşılan.
Ankara. Topu topu 3-4 kere gittiğim yer. İstediğim zaman sığınabileceğim bir "dost" gibi. İşte bu cidden garip. Belki çok iyi tanımadığım içindir, kim bilir!



Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

2016 biterken...

Gece... Dört harf, birkaç insan, görünenin ardındaki düşünceler... Yalnızlık... Herkes.

yalnızlığı seçen adamın düşüşü/kedisi