The Wall Senfonisi.
11-12 yaşlarında olmalıyım, babam kapıdan elinde bana çok
yabancı cdlerle girmişti. İlginç, ama yaşım dolayısıyla bana o dönem itici
gelen kapağı olan bir tanesini dvd oynatıcıya yerleştirdi. Bir süre için
hepimiz farklı bir evrendeydik sanki. Rahatsız edici olduğu kadar zihnimizdeki
her şeyi mümkün kılan bir ütopyaydı orası. Başka biri için de distopyaydı
belki, bilemezdim. Sonra kendi saçma müziğime döndüm, umursamadım ve unuttum –bir
süre- . 2-3 yıl sonra eski kasetleri karıştırırken sadece kutusu olan
bir kaset buldum. Kapakta “The Division Bell” yazıyordu, kutsal kitaba
gösterilen saygı seviyesinde –nedenini bilmiyordum- karıştırmaya başladım şarkı
sözlerini. “Lost in thought, lost in time” o zamandan beri, kafamdaki küçük bir odada çırpınarak
dışarı çıkmayı bekliyor zaten. Her neyse, bu olayın üzerinden çok geçmemişti ki
babam yine bir cd ile geldi, bu kez üzerine mavi kalemle “Pink Floyd”
yazılmıştı. Cd çaların düğmesine bastığı anda “On the Turning Away”
kulaklarımıza dolmaya başladı. İşte o zamandan beri kendime ayrı, herkesten,
her şeyden, tüm düşüncelerden ayrı bir “Pink Floyd Evreni” yarattım. Bugün de
aldığım haberle Roger Waters konser için İstanbul’a geliyor. Ne yapacağımı bilemez
haldeyim. Bir yandan kurduğum tüm düzen bir anda yıkılırsa diye feci şekilde
korkuyorum, diğer yandan her şey daha güzel, daha mümkün olabilirmiş gibi
geliyor. Ama sanırım korkularım daha ağır basıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder