Yaylılar eşliğinde, kurumuş yaprakların arasından sonunu göremediği boşluğa ilk adımını atmak üzereydi. Aslında yapmak istediği bir eylem değildi bu. Sadece kulağına fısıldanan şeyi sorgulamıyordu ve son notayı duyduğunu anladığı anda bıraktı kendini boşluğa. Düşerken Barber 'in Adagio 'su hala kulaklarındaydı ve bunun daha ne kadar devam edeceğini düşündü. Bir sonu var mıydı bu düşüşün, yoksa hiç bitmeyecek olan bir eylem miydi? İyi ama, aç, susuz ne kadar dayanabilirdi ki? -okuduğu romanlarda, izlediği filmlerde aklına ilk bu gelirdi zaten, ne kadar dayanacak?- Belki de zirveden düşmek düşünmek için idealdi, belki bundan sonra fiziksel ihtiyaçları hiç olmayacaktı. Buna biraz sevindi aslında, ne de olsa daha önemli şeyleri düşünmeliydi, hayatı sorgulamalıydı. Peki, hangi hayatı? Geride bıraktığını mı, yoksa bu bembeyaz boşluğu mu? Hem şimdiden gözleri kamaşmaya başlamıştı. Anladı ki, bu düşüş fazla uzun sürmeyecekti. Gözlerini açtığı zaman pencereyi açık unuttuğunu fark ...
Bir yılı daha acısıyla tatlısıyla -daha ziyade acısıyla- geride bırakıyoruz bugün. Yıla güzel düşüncelerle başlayamıyorum ne yazık ki. İlk kez bu kadar karmakarışık hissediyorum bile diyebiliriz. Bir şeyler daima düzenli ve planlı gibi görünüyor ama her seferinde istediğimden daha farklı şeyler oluyor. 2016'yı çeyreklerine ayırarak anlatayım; 1. Çeyrek (Ocak-Mart) Güzel başlamadı, ilk günden itibaren bir şeylerin ters gideceği belliydi. Birilerinden kaçarak başladığım ilk çeyreği, başkalarından kaçarak bitirdim. Güzel şeyler olmadı mı? Elbette oldu ama dönüp bakınca hatırlayabileceğim kadar kayda değer bir şey olmamış sanırım. 2. Çeyrek (Nisan-Haziran) Bazı şeylerin kafamda oturmaya başladığı dönem. Artık kendi başıma olduğumu, İstanbul gibi bir yerde ayakta durmaya çalıştığımı fark ettiğim dönem. Yalnızlığa gereken önemi vermediğimi düşündüğüm kadar, yalnız olmayı istemediğim bir zaman aralığı. Eskiden çay bile demlemeyi bilmeyen kızın tek başına ev taşıyabildiği, bir ...
Geride bıraktığımız yaz depresyonundan sonra, şöyle bir bakıyorum hayatıma. Ufak tefek güzel getirileri olmuş. Mesela; Kendim gibi davranmadığım iki aylık süreçten sonra yeniden kazanılan öz saygı İçindekileri atmak için devam edilen çeşitli sanatsal faaliyetlerin daha fazla üzerine düşme Yeni tanışılan insanlara kendimi olduğum gibi tanıtma (ne eksik ne fazla) Düzenli bir şekilde bir şeyler karalama Günlerden keyif alabilme Küçük şeylerin insanı hayata bağlayabildiğini fark etme Bunlar ve benzerleri, aslında inanılmaz basit görünen, fakat kaybedip yeniden kazanıldığında insanın içini huzurla dolduran şeyler. Sıradanlığın ilk adımları, kendi kendine özel olma durumları... Hiçbirimiz yeniden atomu parçalamayacağız, uzaya ilk kez çıkmayacağız, telefonu icat etmeyeceğiz. İşte sırf bu yüzden, bugünü, tam da bu ânı yaşamak, yapabileceğimiz en mantıklı hamle olabilir. Fonda: Yo La Tengo - I'll Be Around
Yorumlar
Yorum Gönder